Dağaşan
Cyprus /
Government controlled area /
Statos-Agios Fotios /
World
/ Cyprus
/ Government controlled area
/ Statos-Agios Fotios
/ Kıbrıs Cumhuriyeti
köy
Kategori ekle
''Rum köylerindeki güzelim asfalt yolların aksine Dağaşan’ın yolları toprak. Geçtiğimiz son Rum köyü olan Koilineia’dan sonra karşılaştığımız taşlı tozlu toprak yolda arazi koşulları nedeniyle de çok yavaş seyrederek Dağaşan’a ulaşıyoruz.
Karşımıza yine harap ve talan edilmiş bir Türk köyü çıkıyor. Bir tane sağlam bırakılmış ev görmek mümkün değil. Bazı taştan evler belki kendi kaderine bırakıldı diye düşünüyorsunuz ama köydeki beton evler de yıkılmış. Hem de dozerlerle. Köy sanki de yeni savaştan çıkmış bir görünümde. Yıkılan ve harap edilen hangi evin görüntüsünü alacağınızı şaşırırsınız. Girdiğimiz birçok evin içini de diğer Türk evlerinde olduğu gibi küçükbaş ve büyükbaş hayvan pislikleriyle dolu olduğunu görüyoruz. Pencereler kapılar yıllar önce sökülüp götürülmüş. Köyün içerisinde ilerlediğimiz anda karşımıza 1933 yılında yapılmış iki katlı resmi bir daire çıkıyor. Altta iki odası, üsteki hanaylı bölümde ise büyük bir salonu bulunuyor. Soldaki odanın kapısının üzerinde bulunan “EVLENDİRME DAİRESİ” yazılı levha av tüfeği ile kurşunlanmış. Alttaki yazıyı güçlükle çıkarıyoruz. Ön kapılar kapalı olduğu için arkadan dolaşıyoruz. Otlar, ağaçlar çöpler her tarafı sarmalamış. Güçlükle de olsa binanın içine giriyoruz. Evlendirme Dairesi olarak kullanılan bölümün içinde onlarca varil ve çeşitli eşyalara karşılaşıyoruz. Gözümüze bir dolap ilişiyor. Belki içinde Türklere ait bir belge var diye düşünüyoruz. Varillerin arasından zor da olsa dolaba ulaşıyoruz. Ama içinde hiçbir evrak bulamıyoruz. Sağdaki odanın kapısı arkadan da kapalı olduğu için yukarıya çıkıyoruz. Üs katın kapıları, hatta mermerleri bile sökülmüş. Bina yıkıldı, yıkılacak kadar tehlikeli. Bunu yürürken hissetmeniz mümkün.
Köyün meydanına geldiğimizde sağ tarafta minareli bir camii, sol tarafta bir zamanlar kulüp olarak kullanılan bina, orta yerde ise bir zaman Atatürk büstünün olduğu yeri görüyoruz. Diğer yerleşim birimlerindeki Atatürk büstlerindekinin aksine burada sadece Atatürk Büstü sökülmemiş, büstün üzerine oturduğu zemin ve büst alanındaki beton alan da tahrip edilmiş. Soldaki kulüp binasının kapıları kapalı içerden görüntü alamıyoruz. Bu bina da oldukça bakımsız. Minaresi kurşunlanmış camiye yöneliyoruz. Camiinin dış duvarları, kapı ve pencereleri kısa süre önce boyanmış. Kapının üzerine ise tüm Türk köylerinde olduğu gibi anahtarının kimde olduğu belli olmayan asma bir kilit takılmış. Caminin içini görüntüleme imkanı bulamıyoruz.
İlerledikten sonra köyün ilkokulunu buluyoruz. İki sınıflı okulun demir kapı ve pencerelerinin camları tamamen kırılmış. Bir sınıfın çatısı da Rumlar tarafından yıkılmış. Diğer sınıfın çatısında da tahribatlar var. Sınıfın içerisi hayvan pislikleriyle dolu. Bir zamanlar eğitim yuvası olan okul, hayvan yuvası haline getirilmiş.
Daha sonra köyün içinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden evini görmeye gelmiş olan Sabiha Yenigüç ve ailesiyle karşılaşıyoruz. Sabiha Yenigüç, yıkılmış ve talan edilmiş evinin kapısında yaşlı gözlerle oturuyor. Ömrünün belki de en güzel yıllarını geçirdiği evinin şimdiki durumu yüreğini parçalıyor. Sabiha Yenigüç “Evimi mahvettiler. Bahçelerimiz, ağaçlarımız kuruttular” diye dert yanıyor. Oğlu, Cengiz Topel Yenigüç ise 1974’ten sonra ilk kez ziyaret etme imkanı buldukları köylerinin yürekler acısı durumunu görmekten duyduğu üzüntüyü dile getiriyor. Yenigüç, evler kadar okul, Atatürk büstü ve diğer resmi yerlerin harap edilmesinin de insanlık dışı bir davranış olduğunu vurguluyor.
Köyün mezarlığına ilerliyoruz. Karşımıza diğer yerlerden farklı bir görüntü çıkmıyor. Mezarlar yıkılmış, kırılmış, tahribata uğratılmış. Çoğu mezar bakımsızlıktan çökmüş, neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş.
Dağaşan’dan da böylesi izlenimlerle ayrılıyoruz.''
Karşımıza yine harap ve talan edilmiş bir Türk köyü çıkıyor. Bir tane sağlam bırakılmış ev görmek mümkün değil. Bazı taştan evler belki kendi kaderine bırakıldı diye düşünüyorsunuz ama köydeki beton evler de yıkılmış. Hem de dozerlerle. Köy sanki de yeni savaştan çıkmış bir görünümde. Yıkılan ve harap edilen hangi evin görüntüsünü alacağınızı şaşırırsınız. Girdiğimiz birçok evin içini de diğer Türk evlerinde olduğu gibi küçükbaş ve büyükbaş hayvan pislikleriyle dolu olduğunu görüyoruz. Pencereler kapılar yıllar önce sökülüp götürülmüş. Köyün içerisinde ilerlediğimiz anda karşımıza 1933 yılında yapılmış iki katlı resmi bir daire çıkıyor. Altta iki odası, üsteki hanaylı bölümde ise büyük bir salonu bulunuyor. Soldaki odanın kapısının üzerinde bulunan “EVLENDİRME DAİRESİ” yazılı levha av tüfeği ile kurşunlanmış. Alttaki yazıyı güçlükle çıkarıyoruz. Ön kapılar kapalı olduğu için arkadan dolaşıyoruz. Otlar, ağaçlar çöpler her tarafı sarmalamış. Güçlükle de olsa binanın içine giriyoruz. Evlendirme Dairesi olarak kullanılan bölümün içinde onlarca varil ve çeşitli eşyalara karşılaşıyoruz. Gözümüze bir dolap ilişiyor. Belki içinde Türklere ait bir belge var diye düşünüyoruz. Varillerin arasından zor da olsa dolaba ulaşıyoruz. Ama içinde hiçbir evrak bulamıyoruz. Sağdaki odanın kapısı arkadan da kapalı olduğu için yukarıya çıkıyoruz. Üs katın kapıları, hatta mermerleri bile sökülmüş. Bina yıkıldı, yıkılacak kadar tehlikeli. Bunu yürürken hissetmeniz mümkün.
Köyün meydanına geldiğimizde sağ tarafta minareli bir camii, sol tarafta bir zamanlar kulüp olarak kullanılan bina, orta yerde ise bir zaman Atatürk büstünün olduğu yeri görüyoruz. Diğer yerleşim birimlerindeki Atatürk büstlerindekinin aksine burada sadece Atatürk Büstü sökülmemiş, büstün üzerine oturduğu zemin ve büst alanındaki beton alan da tahrip edilmiş. Soldaki kulüp binasının kapıları kapalı içerden görüntü alamıyoruz. Bu bina da oldukça bakımsız. Minaresi kurşunlanmış camiye yöneliyoruz. Camiinin dış duvarları, kapı ve pencereleri kısa süre önce boyanmış. Kapının üzerine ise tüm Türk köylerinde olduğu gibi anahtarının kimde olduğu belli olmayan asma bir kilit takılmış. Caminin içini görüntüleme imkanı bulamıyoruz.
İlerledikten sonra köyün ilkokulunu buluyoruz. İki sınıflı okulun demir kapı ve pencerelerinin camları tamamen kırılmış. Bir sınıfın çatısı da Rumlar tarafından yıkılmış. Diğer sınıfın çatısında da tahribatlar var. Sınıfın içerisi hayvan pislikleriyle dolu. Bir zamanlar eğitim yuvası olan okul, hayvan yuvası haline getirilmiş.
Daha sonra köyün içinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden evini görmeye gelmiş olan Sabiha Yenigüç ve ailesiyle karşılaşıyoruz. Sabiha Yenigüç, yıkılmış ve talan edilmiş evinin kapısında yaşlı gözlerle oturuyor. Ömrünün belki de en güzel yıllarını geçirdiği evinin şimdiki durumu yüreğini parçalıyor. Sabiha Yenigüç “Evimi mahvettiler. Bahçelerimiz, ağaçlarımız kuruttular” diye dert yanıyor. Oğlu, Cengiz Topel Yenigüç ise 1974’ten sonra ilk kez ziyaret etme imkanı buldukları köylerinin yürekler acısı durumunu görmekten duyduğu üzüntüyü dile getiriyor. Yenigüç, evler kadar okul, Atatürk büstü ve diğer resmi yerlerin harap edilmesinin de insanlık dışı bir davranış olduğunu vurguluyor.
Köyün mezarlığına ilerliyoruz. Karşımıza diğer yerlerden farklı bir görüntü çıkmıyor. Mezarlar yıkılmış, kırılmış, tahribata uğratılmış. Çoğu mezar bakımsızlıktan çökmüş, neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş.
Dağaşan’dan da böylesi izlenimlerle ayrılıyoruz.''
Nearby cities:
Koordinatlar (Enlem ve Boylam): 34°53'28"N 32°39'26"E
- Yedidalga 32 km
- Yeşilırmak 32 km
- Erenköy 34 km
- Aydınköy 41 km
- Aşağı Bostancı 45 km
- Yayla 45 km
- Tepebaşı 59 km
- Koruçam 59 km
- Kayalar 62 km
- Sadrazamköy 62 km
- Baf İlçesi 12 km
- Trodos Dağları 25 km
- Lefkoşa İlçesi 44 km