Başbağlar

Turkey / Tunceli / Hozat /
 Bir fotoğraf yükle

.
www.basbaglar.com

www.youtube.com/watch?v=Hx-hqVuNLCg

www.youtube.com/watch?v=k1QlUe7S16g

www.youtube.com/watch?v=lDwVskplTU0

KATLİAM NASIL GERÇEKLEŞTİ?

Akşam namaz vaktidir. Hoca güzel sesiyle ezan okumakta, köyün erkeklerinin bir bö­lümü cami avlusunda abdest alırken, bir bölümü de abdestlerini evlerinde almış, camiye doğru hareket etmekte. Köy sessiz; Her günkinden daha sessiz.

Hocanın okuduğu ezan sesi bir anda kesiliyor. Köyde bir panik yaşanıyor ve hocanın sesi duyulmuyor artık. Az önceki duygusallık, bir anda, acıya ve çocukların ve kadınların bağırışmalarına bırakıyor yerini.

5 Temmuz 1993, Saat 20.30. Köyün etrafında ve içinde yüz ci­varında gözü dönmüş cani. Suçsuz, günahsız insanları öldürmeye ni­yet etmiş bir grup dağ eşkıyası.

HOCANIN SESİ DUYULMUYOR

Saat 20.30 sıralarında hoca elinde mikrofon, ezan okuyor. Hoca, arkasından gelenleri görmüyor. Ezan daha bitmeden hocanın ensesine bir tokat iniyor. Hoca arkasını dönünce, eli silahlı militanları görüyor. Ezan yarım kalmasın diye "Bırakın eza­nı tamamlayayım" dese de, dinletemiyor. Yaka paça sürükleniyor. Aynı anda camide mevcut bulunan cemaat de dışarı çıkarılıyor.

CAMİDE BULUNMAYAN ERKEKLER TESPİT EDİLİYOR

Caminin içinde olmayan köyün erkekleri tespit ediliyor. “Falan fi­lanı getirin” diye emirler yağıyor. Eşkiyalar aradıkları insanları ismen biliyorlar. Sıradan bir baskın değil bu. Militanlar, evlere dağılıyor, kadın, erkek, çocuk hepsini dışarı çıkarıyorlar. Zaten Adil Hocanın okuduğu akşam ezanının birden bire yarıda kesilmesine köy hal­kı bir anlam verememiştir. Köyün içinde bulunan militanlar, kısa süre­de köyde bulunan tüm insanları bir araya topluyorlar.

OLAYI YAŞAYANLAR ANLATIYOR

Katliamı yaşayanlardan E.A gördüklerini şöyle anlatıyor;

"Akşam namazına duracaktık ki torunum geldi. Anarşistlerin kö­yü bastığını söyledi. Ben de hemen kapıyı kapattım. Kapıyı kapatır­ken, beni gördüler. Gelip kapıyı açmamı istediler. Ama ben kapıyı aç­madım. Döndü gittiler. Biz namazımızı kılıp dua etmeye başladık. Pencereden baktım ki komşunun kapısını kırıp evdeki erkeği dı­şarı çıkardılar. Bir adamı başına diktiler. Tüfeği dayadılar ve bekleme­ye başladılar. Birkaç kişi geldi, bizim kapıyı kırıp içeri girdiler ve evde erkek olup olmadığını sordular. Erkeklerin evde olmadığını söyleyin­ce, evin içine girdiler. O sırada yanımda bulunan parayı onlara doğru uzattım, belki parayı alır da bir şey yapmadan çekip giderler diye. Pa­rayı aldılar, tüfeğin ucuyla beni, gelinimi, torunumu iterek dışarı çık­mamızı istediler. Çıkarken geri döndüm ki odaya bomba koyuyorlar. Dışarı çıktıktan sonra evi ateşe verdiler. Beni götürürlerken itti ve kaktılar. Hasta ve yaşlı olduğumu söyledimse de beni sürüklediler. Kadınların toplandığı yere götürdüler. Etrafımıza bomba koydular. Bir taraftan evleri ve arabaları yaktılar. İçlerinde bayan olan terö­rist ziynet eşyalarımı istedi. Olmadığını söyleyince "Siz İstanbul Karagümrük’ten geliyorsunuz, sizin altınınız olmaz mı ? " dedi.

KATLİAMI GERÇEKLEŞTİRENLER KÖYÜ İYİ BİLİYORLARDI

Baskın sıradan bir baskın değil. Sanki katliamı gerçekleştiren­ler daha önce köye birkaç defa gelmişler. Öyle ki köyün tüm mahalle­lerini ve köyde yaşayanları biliyor, ne tesadüf ki İstanbul’dan köye ta­til için gelen misafirlerin bile bulundukları evler tespit edilebiliyor. Ve siz İstanbul Karagümrükten geldiniz ifadesini kullanabiliyorlar. Köyde bulunan kadınlardan F.P. yaşadıklarını ağlayarak şöyle anlatıyor;

"Militanlar, kapının önünden ismen çağırıyorlardı köyün insan­larını. Selim Pato, sen gel dediler. Görümcemin oğluna, Recep sen de gel, dediler. Doğru camiye dediler. Ben içeride pencerenin önünde oturmuş dinliyordum. Birkaç militan sokaklara dizildi. A.C'yi çağırdı.

Bu adam yanımızdaki ilçenin köyünde oturuyordu. Bizde tırpan yapı­yordu. Onu görünce hayrete düştüm. Daha sonradan biz kadın ve ço­cukları da topladılar. Derenin yanında toplandık. Başımıza bir kız, bir erkek militan koydular. Erkekleri de öbür tarafa topladılar."

Kanlı bir katliama Başbağlar köyü sahne oluyordu artık. Bu dağ köyünde yaşayan insanlar, üstelik çoğu da yaşlı, suçsuz, günahsız olmalarına rağmen, hain kurşunlara hedef oluyorlardı. Artık köyde ya­nan evlerin ateşi ve kurşun sesleri duyuluyordu. Köy sakinlerinden G.D. "Biz kadınları topladıkları yerde havaya uçuracaklarmış, Allah kurtardı bizi, dereye topladıklarında yanımıza bir şey koydular. Biz tel­siz var sanıyoruz. Ne konuştuğumuzu dinlemek için telsiz koydular sanıyoruz. Aramızda sessiz sessiz konuşuyoruz. Meğer bombaymış. Dereden çıkmışız, bomba patlamış." Köyün erkekleri öte tarafta kurşuna dizilirken, kadınlar ve çocuklar dere kenarında, yanlarına konan bombadan habersiz, militanlar köyü terk ettikten sonra dere­den ayrılıyorlar. Ayrılmasalar, köydeki erkeklerin akıbetine kadın ve çocuklar da uğrayacaktı. Militanlar, sloganlar atarak kanlı eylemlerini gerçekleştirdiler. Kadınların ve çocukların ağlaşmaları ve köyün ta­mamen yanması onlara adeta büyük bir zevk veriyordu.

BİR DAHA OKULA GİTMEYECEKSİNİZ

Kanlı katliamın gözü yaşlı tanıklarından N.L. " Köye geldiler silahlı silahlı adamlar. Sırtlarında bombalar vardı. Gözümün önünde silahlarını ateşlediler. 33 kişiyi kurşuna dizdiler. Ben onların yanında duruyordum. Hepsi sizin gibi, bizim gibi konuşuyorlardı. Benim yanım­da bir tane çocuk vardı. Çocukları tutuyorlardı "Bir daha okula gitme­yeceksiniz." diyorlardı. Ben dedim ki: “Oğlum niye okula gitmesinler ki? Birisi elini benim omuzuma dayadı. "Konuşma sen ne anlarsın?" dedi. Köyü üç dört defa dolaştılar kim var kim yok topladılar. Allah kimseye göstermesin, göz önünde insanların öldürülmesi çok acılı bir durum."

Katliamı gerçekleştirenler köydeki insanları toplarken: "Size bir şey yapmayacağız, sadece konuşacağız." diyorlardı. Ancak mili­tanların hareketleri ve gözlerindeki ifade durumun hiç de öyle olmaya­cağını gösteriyordu.

Militanlar, köyde gerçekleştirdikleri katliamda kinlerini yenememiş olacaklar ki, köydeki evleri, araçları ateşe verdiler. Evlerin yanında bulunan ahırlardaki hayvanlar da çıkan yangınlarda diri diri yandılar.

KONUŞMA YAPACAĞIZ

Başbağlar köyünün muhtarı: "Militanlar camiye girdiklerinde sanki beni tanıyorlarmış gibi yanıma geldiler. Daha önce teröristle karşılaşmadığım için çok korktum. Tehditler yağdırıp bütün köyü yakacaklarını; ancak kimseyi öldürmeyecekleri­ni söyleyerek bu eylemin amacının Türkiye Cumhuriyeti’ne bir uyarı niteliğinde olduğunu belirttiler. Daha sonra erkekleri köyün dışına çıkardılar ateşe başladılar. Ben arka sıralarda olduğum için biri göğsümden ikisi de bacağımdan üç kurşun yedim. Ölmüş gibi yaptım canımı kurtardım." diye anlattı olayı.

Yine köyün erkeklerinden yaralı olarak kurtulan S.A. : "Cami­de namaz kılıyorduk. İkisi kadın çok sayıda militan namaz ortasında ellerinde silahlarla camiye girip namazı bozdular. Daha sonra bizi si­lah zoruyla dışarı çıkardılar. Bize : "Korkmayın sizi öldürmeyeceğiz" dediler. Daha sonra bizi köyün yüz metre dışındaki kavaklık bir yere topladılar. Burda yaklaşık bir saat propaganda yaptılar. "Hükümet ku­racağız, T.C. sizi ve bizi Türk-Kürt-Alevi-Sünni demeden katlediyor. Hesap sormaya geldik. Birbirinize sarılın" dediler. Daha sonra militan­ların lideri olan kişi telsiz görüşmesi yaptı ve ateş serbest diye bağır­dı. Otomatik silahlarla üzerimize ateş açtılar. Aramızda sağ kalanları ayrıca yakından ateş ederek öldürdüler. Ben kenarda kalmıştım. Ölü numarası yaptım. Sırtımdan iki kurşun yedim."

Silah sesleri dağlarda yankılanıyor. Köyün tüm erkeklerini bir araya toplayan teröristler bir buçuk saat propagandadan sonra ellerin­deki makineli tüfeklerle ölüm kustular. Şehit olan masum insanların feryatları ve atılan kurşunların çıkardığı gürültü Munzur Dağlarında yankılanıyordu. Ne çare ki Başbağlar'dan çıkan feryat seslerini kimse duyamıyordu. Katliam sonrasında şehitlerin üzerinde ve etrafında tam beş yüz elli mermi kovanı bulundu. Kanlı baskının bilançosu: Yirmi dokuz kişi kurşunlanarak şehit edilmiş, biri çocuk biri kadın, dört ki­şi de evlerinin içinde diri diri yakılarak şehid edilmiştir. Köyde bulunan tüm evler ve araçlar yakılmış. Başbağlar köyü büyük bir ızdırapla sabahı beklemiştir.

GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER

Militanlar topluca geldikleri köyden istediklerini elde ettikten sonra gittiler. Başbağlar köyü karanlıktır artık. Gökyüzü Başbağlar'a ağlıyor. Birkaç saat önce ne ezanı okuyan hoca, ne ezanın okunduğu cami, ne de camideki cemaatten eser kalmamıştır.

Şimdi Başbağlar'da yaşlı ninelerin ve çocukların feryat ve fi­ganları duyuluyor. Militanlar köyü terk ederken Şehitlerin yanlarına bir bildiri bıraktılar. Bu bildiriyle ülkemizdeki Alevi-Sünni çatışmasını çıkarmaya çalıştılar. Söz konusu bildiride bu katliamın Sivas olaylarına misilleme olduğu belirtiliyordu.

KATLİAM SONRASI KÖYE BIRAKILAN BİLDİRİ

_Kamuoyuna duyurulur; "Partimizin top yekun savaş ilan ettiği ve ulusal kurtuluş müca­delemizin çok önemli aşamalar kaydettiği bu dönemde sömürgeci, faşist Türk Devleti'nin yurtsever halkımız üzerindeki katliamları en vahşi biçimde sürdürülmektedir. Her alanda bir çıkmazla karşı karşı­ya olan sömürgeci T.C., çağdışı baskı, işkence ve zulüm uygulamalarıyla yıldırmaya, durdurmaya, pasifleştirmeye çalışırken, katliam uygulamalarına Sivas’ta bir yenisini daha ekledi.

2 Temmuz günü 40'a yakın insanımızın Sivas’ta ölümü 60'a yakınının da yaralanmasıyla sonuçlanan olay, devletin bilinçli bir provokasyo­nunun ürünüdür. Ve bunun sorumlusu devlettir. Geçmişte Maraşta, Çorum'da, Sivas’ta sahte bir Alevilik-Sünnilik çelişkisi yaratarak halkı­mızı birbirine düşüren ve katleden devlet, bugün de benzer çelişkileri hortlatarak mücadelemizi bastırmak istiyor. Faşist TC. Devleti, çeşitli tahrik ve provokasyonlarla burada yaşayan Alevi Kürt halkımıza gözdağı vererek pasivize etmeyi ve sindirmeyi amaçlıyor.

Ancak şu çok iyi bilinmeli ki, halkımız artık sahipsiz değildir. Halkımız artık kendisine yapılan bu katliamlara karşı sessiz kalmıyor. Sivas’taki halkımıza karşı girişilen bu katliama da gereken ce­vabı verecektir. En ağır biçimde bunun hesabını soracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Sivas'ta şehit düşen onlarca masum insanımızın kanı yerde kalmayacaktır. Eğer bu yönelimlerini T.C. sür­dürürse en ağır şekilde bunun karşılığı verilecektir. Atacağı yanlış bir adımın bedeli çok ağır ödetilecektir. Bu hiçbir zaman unutulmasın. Bu eylem, Türk Devleti eğer savaşı kurallarına göre oynamaz, sivil halkımız üzerine katliam provasını sürdürürse çok daha kötü sonuç­lar doğabilir. Ve bunun tek sorumlusu da faşist T.C. Devleti olacaktır.

Katliamlar halkımızı yıldıramaz."_

Bu bildirinin bırakılması kafalarda soru işareti bırakmıştır. Zira terör örgütü, gerçekleştirdiği çoğu katliamlarda bildiri bırakma ihtiyacı duymamıştır. Zira Başbağlar köyünü basanların hedefi, 2 Temmuzda meydana gelen Sivas olaylarını ba­hane göstererek ülkede Alevi-Sünni çatışması meydana getirmektir.

VAHŞET

30 erkeğin 27' si hain kurşunlara hedef olup can verirken, 5 ki­şi de evlerinde diri diri yakıldı. Ölenlerin yüzleri tanınmaz haldeydi. Kiminin kafatası parçalanmış , kimisinin de bağırsakları vücudundan dışarı çıkmıştı. Diğer tarafta tutulan kadınlar sabahın olmasıyla er­keklerini aramaya çıktılar. Köyün yüz metre ilerisinde, köyün tüm er­keklerinin parçalanmış vücutlarıyla karşılaştılar.

Başbağlar katliamından 14 saat sonra güvenlik kuvvetleri Başbağlılar köyüne ulaşabildiler. Başbağlar katliamında şehit olan 32 kişi Kemaliye' nin Başpınar nahiyesinde toprağa verildi . Yine aynı gün köyün imamı Adil Torun, Erzincan merkezinde toprağa verildi. Köyde bulunan kadınlar ve çocuklar İstanbul 'daki akrabalarının ya­nına gönderildi. İstanbul' da bulunan Kemaliyeliler, yapılan katliama ve katliam sonrası militanların bıraktıkları bildiriye karşılık aşağıdaki bildiriyi bastırarak İstanbul sokaklarında dağıttılar.

KEMALİYELİ'LERDEN BİLDİRİ: _" Selçukluya beylik merkezi, Osmanlıya 4 Sadrazam, 2 Şeyhü­lislam, 18 Vezir, 20 Meclis-i Mebusan Azası, Cihan harbinde 20 bin şehid, Milli Mücadeleye 15 bin atlı, 4 bin altın, 10 bin şehid, Türkiye Cumhuriyeti'ne bir Başbakan, 5 Bakan, 16 Milletvekili , 30 Paşa, 20 Vali, yüzlerce bilim adamı, binlerce bürokrat, Türk ekonomisine yön veren binlerce işadamı, sanat hayatına ses veren yüzlerce gönül adamı kazandırmış, adını Mustafa Kemal'den emanet almış kültürel dokusu ve doğasıyla dünyanın ilgi odaklarından biri olan Kayı Boyu­nun akrabası ve Çağrı Beyin torunları Kemaliye halkı olarak acımız büyük, yaramız derindir.

Bin yıldır yukarı Fıratın iki yakasında Munzur ve Sarıçiçek yaylaları ortasında yurt tutmuş, Evliya Çelebi'ye göre Anadolu’nun Molteke'ye göre Asya'nın en güzel şehri Eğin'in 10 bini yöresinde, 30 bini başta İstanbul ve Ankara'da olmak üzere birçok kentte yaşa­yan ve 150 yılda Anadolu’da dış destekli beş ayrılıkçı ayaklanmaya vatanın bölünmezliği, ülkenin birliği ve bayrak sevgisiyle set olmuş Kemaliyeli' ler, Munzur yaylasının göğsünde vatanını bekleyen 33 şe­hid verdiler. Türk Milletinin başı sağolsun. Şuursuz, korkak, satılmış terör, Başbağlarda yankılanan ezan sesini de susturduğunu sanıyor. Ama bayrağın, vatanın gönülden savunucusu Kemaliyeli' ler, devlete olan sonsuz güven ve bağlılıkları içinde her türlü yasal mücadeleyi vererek, ne bayrağın inmesine ne ezanın susmasına ne de vatanın kirlenmesine izin vermeyeceklerdir. “Ah ah, 25 yaşında olsaydım. Hükümet de bir tüfek verseydi. Ondan sonra Allah benim canımı alsaydı." Derken gözlerinde sel olmuş yaşlarıyla yüreğinden fışkıran coşkusunu televizyon kameraları önünde "Beni duyun, beni anlayın, gafletten uyanın." dercesine, bir bomba gibi insanlığın gözüne, kula­ğına , gönlüne, zihnine nakşeden Başbağlar’lı Gazi 80'lik İbrahim Da­yı' yi ne yazık ki duymadık, anlayamadık, yazık oldu!

Vilayet olma şansını yitirmemesi için 1938 depremi sonrası 240 km. uzaklıktaki Erzincan'a bağlanan Kemaliye'nin soy kırıma uğrayan, talan edilen ve yok edilen Başbağlar Köyünde Devlet ne ya­zık ki ancak 14 saat sonra katliamı görmek için gelebildi. 30 şehid bir gece vakti Başpınar'da toplu mezara defnedildi. Ne tören, ne nutuk, ne te­selli. Heyhat... Vali ile Kaymakam da “lütfen” olmasaydı darılacaktık hani...

Bir zamanlar Jeostratejik, jeopollitik yapısı nedeniyle hassas bir konumda olan, karayolu bağlantısı olmamasına rağmen bir garip mantıkla 240 km. uzaklıktaki Erzincan'a bağlı kalmaya mahkum edi­len Kemaliye'ye Elazığ 150, Malatya 170, Sivas 370 km. uzaklıkta­dır." Kemaliye il merkezi yapılmalıdır. " demiştik de gülüvermişlerdi. Oy mantığının nelere kadir olduğunu görmek için bu günü mü bekle­mek gerekiyordu...

Hani İstanbul'da 5, Ankara'da 2 milletvekili seçen 250 bin "oyu" nereye koydunuz ? Oda mı yetmedi... Öyle ya ne seçim zamanı, ne düğün, ne dernek. Düğünde, nişanda, kokteylde resepsiyonda boy gösterip basında bir iki okkalı demeç patlatıverdiniz mi işiniz bitmiş oluyor değil mi? Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz, kimden çekiniyoruz. Nerede devlet adamları, nerede hükümet, nerede siyasiler, nerede bilim adamları, nerede gazete ve TV’ler, nerede demokrasinin kurumları? Neredesiniz?

Can Mehmetlerimiz, dış destekli terörist eşkıyanın peşinde şehitlerin hakkını ararken, binlerce şüheda kanıyla sulanmış vatan topraklarını canı pahasına bekleyen Doğu ve Güneydoğu insanını eşkıyanın zulmünden kurtarmaya çalışırken, cenazelerini defnetmek, yakınlarını teselli etmek için İstanbul’dan iki uçak kiralayıp Başbağlar'a gelen Kemaliyeli'lerin duygularına ortak olmak için. Bir uçağı da kaldırıp “lütfen” iki saatliğine temaşa için uçamaz mıydınız Kemaliye'ye doğru. Haydi zamanı geçirdiniz diyelim, geç de olsa “gidip bakalım, "Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür" diyen Eğinli A. Kutsi TECER'in hemşehrileri ile, Atatürk'ün "Belli ki bu yurttaşlar çok Kemallidir" diyerek adını verdiği Ke­maliye diye bir yer varmış hani, bir görsek” deseniz ne olurdu?_

"Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler."

**Oy BAŞBAĞLAR

Erzincan'dan haber geldi.
Dediler: "kanlı Borasar!"
Gariplere oldu mezar,
Vay yiğidim, vay mazlumum vay!

Oy Başbağlar oy Başbağlar!
Garip anam başın bağlar.
Bana da diyemez belli.
Yağdı üstüne kurşunlar vay!

Yakılmıştı tüm evleri,
Kan doldurdu dereleri.
Söyle bana kanlı testi,
Kim öldürdü bebeleri vay!

Olay idim olayidim,
Delikanlı olayidim.
Elde mavzer, dağ başında,
Zalimleri bulayidim vay!**



.
Nearby cities:
Koordinatlar (Enlem ve Boylam):   39°14'50"N   38°54'40"E

Yorumlar

  • . Bu katliam unutulur mu? Elbet unutulmaz. Mazlumun "Ah"ı da yerde kalmaz. .
  • Ölenler inşallah şehit oldular, öldürenler, tetiği çekenler, emri verenler, destek olanlar...Onlar ile öbür tarafta hesaplaşıcaz. İnşallah sıcağı seviyorlardır...
  • Sıcağı sevmiyorlar ama orada birileri onlara sevdirecek. :)
This article was last modified 16 yıl önce