AKSA Akrilik Kimya Sanayii A.Ş

Turkey / Yalova / Altinova /
 fabrika, imalathane, Üretim (87)

AKSA, bazı tekstil sanayicileri ve bankaların ortaklığı ile Türkiye'nin akrilik elyaf ihtiyacını karşılamak üzere 1968 'de kurulmuştur. Halen dünyanın tek çatı altındaki en büyük akrilik elyaf üretim fabrikasıdır.
www.aksa.com
Nearby cities:
Koordinatlar (Enlem ve Boylam):   40°41'27"N   29°24'24"E

Yorumlar

  • Katil AKSA'ya çevre ödülü - çevrecilerin ikiyüzlü tepkisi M. Işıl ESENDİR 5 TEMMUZ 2005 17 Ağustos 1999 depreminde, tanklarından 6500 ton akrilonitril (vinil siyanür) sızması sonucu büyük bir ekolojik felakete neden olan AKSA elyaf fabrikası, geçtiğimiz yıllar içinde kanser vakalarının artması ve felaketin boyutlarının büyümesi sonucu tekrar gündeme geldi. AKSA felaketinden 5000 kişi etkilenmiş, hayvanlar ve bitkiler zehirlenmişti. Fabrikanın bahçesindeki hayvanat bahçesinde toplu hayvan ölümleri facianın boyutlarını gösteriyordu ve 17 Ağustos gecesi çalışan işçilerin ani ölümleri hakkında hiçbir açıklama yapılmadı. Sızıntıdan 21 saat sonra jandarma, bölge sakinlerini dağlara sürdü ve enkaz altında kalan birçok kişi kurtarılamadan uzun süre zehre maruz kaldıkları için öldü. Türkiye’de sanayiin elyaf ihtiyacının % 90’ını karşılayan fabrikanın ve kapitalizmin tüketim mabetlerinden Akmerkez’in sahibi Dinçkök ailesini korumak amacıyla felaketin boyutları örtbas edildi. Deprem sonrasında temizlik faaliyetlerinin yanı sıra bölge halkının tepkisini etkisizleştirmek için de var gücüyle çalışan, rüşvetlerle ve tehditlerle haklı tepkiyi sönümlendirmeye çabalayan, muhtarı “kime haber vereceksiniz, biz istediğimiz haberi satın alırız” diye tehdit eden, fabrikanın eski genel müdürü Selçuk Ergin de kanserden öldü ve ölünceye kadar hastalığının AKSA felaketinden kaynaklandığını gizledi. Yıllar sonra AKSA kanser ve ölüm olarak geri döndü. AKSA’nın her gün cebi doluyor, doğa gün geçtikçe ölüyor AKSA, felaketi örtbas etmenin rahatlığıyla gün be gün cebini doldururken, her geçen gün kanser ve tümör vakalarına bir yenisi ekleniyor. Her geçen gün sofralarımıza AKSA’nın kanseri bulaşmış yiyecekler gelmeye devam ediyor. İnsanlar hastane kapılarında ölümü beklerken, katiller yedi sülalesini doyuracak parayı kasalarına doldurmuş durumda. Aynı AKSA yakınlarda, çevre ve orman bakanı Osman Pepe’nin elinden İSO’nun çevre ödülünü aldı. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, toprağın, suyun kısacası hayatın hiçe sayılması, yok edilmesi pahasına dayatılan sanayileşmenin sorumlularından İSO, felaketin baş mimarlarını ödüllerle donatması karşısında gelen tepkiler üzerine olayı hemen tarihlere indirgedi ve “ödül 2005 faaliyetleri için verildi” açıklamasını yaptı. Biraz üzerine gidildiğindeyse, İSO’nun alt düzey yetkilileri Ömer Dinçkök’ün İSO Başkanı Tanıl Küçük’ü aradığını ve “bize ödül vermeyin, bu AKSA felaketini tekrar gündeme getirebilir” ricasında bulunduğunu ağzından kaçırdı. 2B gibi orman katliam yasalarının altında imzası bulunan Osman Pepe ise “ISO belirlemiş ben de verdim” benzeri açıklamalarıyla çevre ödülünün kime verildiğiyle ilgilenmediğini açıkça ortaya koydu. Katillerin “son kullanım tarihi” metotlu ve topu sürekli birbirlerine atan açıklamaları bir tarafa, depremden sonra her geçen gün, kanser vakaları; toprağın, bitkilerin zehirlenmesi artıyor. Ne yazık ki kapitalist katillerin açıkladığı gibi AKSA’nın vukuatları sadece 2005 yılıyla sınırlı değil ve doğaya verilen zararlar katliamın sorumlularının zaman anlayışıyla ölçülmüyor. AKSA 1970’li yıllarda varlığını yasal kılıfına uydurup “atölye” adı altında faaliyete geçtiğinden beri doğa ve çevresinde yaşayan insanlar için bir tehdittir. AKSA ve benzeri ölüm fabrikaları doğayı ve canlıları gasp etmeden onların üzerine üzerine gidilmelidir. Bergama’da, Eşme’de siyanürle, Munzur’da nehirlere kelepçe vurarak, Akkuyu’da nükleer santrallerle doğanın ve onun bir parçası olan canlıların yaşamı yok oluşa doğru sürükleniyor. Zehir saçan son fabrika kapatılmadan ne doğa ne geleceğimiz ne de insanlık huzur bulabilir. Kapitalizm çocuklarımızın geleceğini çalmadan harekete geçmeliyiz Toprağı ve canlıları zehirleyerek, geri dönülemez bir felakete sürükleyen AKSA ve kâr için yaşamı ve çocuklarımızın geleceğini hiçe sayan kapitalist zihniyet ve yardakçıları çevreci aygıtlara tepkimiz sürekli artmalıdır. Doğayı kanlı katillerin eline bırakmayalım!
  • Marmara depreminin diğer bir boyutu: ÇEVRE FELAKETİ 17 Ağustos günü, Marmara Bölgesini vuran deprem binlerce insanın ölümüne, onbinlerce insanın yaralanmasına, yüz binlerce insanın evsiz kalmasına yol açmasının yanısıra, diğer bir boyutuyla da çevreye önemli zararlar verdi. Doğal bir afet olan depremin zararlarının bu denli büyük olmasının temelinde, gerekli tedbirleri almayan, birinci derecede deprem bölgesinde yerleşim birimleri inşa eden bu düzenin, bu devletin kendisidir. Biz bu yazımızda, depremin çevre boyutu ile kendimizi sınırlayacağız. "Takke düştü, kel göründü", AKSA kimya fabrikası 1978 yılında ruhsatsız olarak inşa edilen, Yalova'daki Aksa Elektrik Kimya Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin, deprem sırasında zarar gören tanklarından, çevreye 6 bin ton üzerinde akrilonitrit gazı sızarak, havaya, suya, denize karıştı. Deprem, bu fabrika hakkında unutturulmuş bir takım gerçekleri de gün yüzüne çıkarttı. Tekstil sanayiine yönelik elyaf üreten AKSA, birinci dereceden deprem bölgesinde, fay hattı üzerinde inşa edilmiş. İnşa edildiği dönemde ruhsatı olmayan, AKSA'ya daha sonraki yıllarda -12 yıl sonra- Sağlık ve Çevre Bakanlıkları tarafından ruhsat verilmiş. 1994 yılında, İstanbul eski Belediye Başkanı Ahmet İsvan'ın, AKSA'ya ruhsat veren Sağlık ve Çevre Bakanlıkları hakkında açtığı dava halen sürüyor. Fabrikanın 'sağlık bandı' olarak belirlediği 1200 metrelik alan içerisinde; hem yerleşim birimleri hem de sebze ve meyve üreten bahçeler var. Bu nedenle de fabrika hakkında açılan ikinci dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde sürüyor. 1984 ve 1990 yıllarında ruhsat almak için başvuran fabrikaya; "sağlık bandı koşulunu gerektiği gibi yerine getirmediği için" eksik ruhsatla üretime devam edildiği açığa çıkan diğer bir gerçek. (5.9.1999, Radikal) İnsanlar ve çevre açısından zehirli gazlarla üretim yapan fabrikalar için 1200 metre sağlık bandı koşulunun şart koşulmasını, kaldı ki AKSA bağlamında kendilerinin ilan ettiği sağlık bandı içerisinde hem yerleşim birimleri, hem de sebze ve meyve bahçeleri var, anlayan beri gelsin! Bu zehirli gazlar acaba sızma yaptığında, 1200 metre içinde mi kalıyorlar?!! Yani nereden bakarsanız bakın traji-komik bir durum var ortada. Bu durum, bu düzenin niteliği bilindiğinde, 'normal bir durum' haline dönüşmektedir. Fakat bizler bu normal durumlara alışmak, kabullenmek istemiyoruz. "Böyle şey olmaz" demeli, acımızı, kinimizi, öfkemizi bu düzenin yıkılması mücadelesine aktarmalıyız. kaynak:http://www.ydicagri.com/Sayilar/027/27cevre.html
This article was last modified 13 yıl önce